top of page

Gitar çalan şair çocuk

Güncelleme tarihi: 21 Mar 2019

Dualar kalıcıdır, Yolda üç kişi, Selanik’te son bahar, Sonun geldi sevgilim, kitaplarının yazarı aynı zamanda şair ve müzisyen olan Eskişehirli doğumlu Tuna Kiremitçi (47) yeni kitabı “En sağlam direniş: Kalbi Temiz Tutmak” ın söyleşisi ve imza günü için adımlar kitap evinde sevenleriyle 17 mart Pazar sevenleriyle buluştu.


Daha çok müzisyen kimliğiyle tanınan yazar ve şair olarak tanınan Eskişehirli Tuna Kiremitçi (47) memleketinde yeni kitabının tanıtımı için 17 Mart Pazar gününde söyleşi ve imza gününe katıldı. Ali Lidar’ın moderatörlüğünü yaptığı söyleşide Kiremitçi bizlere hayat hikâyesini anlattı.


Müziğe başladığım zamanlar Beyoğlu’nda yatılı okulda kalıyordum. Ben “İstiklal Caddesi” mezunuyum. Galatasaray Lisesi değil. Eskişehir’de doğdum. O zamanlar öğrendim gitar çalmayı da, iyi müzikler dinlemeyi de, iyi şiirler okumayı da, âşık olmayı da, kavga etmeyi de, gerektiği zaman dönüp kaçmayı da Beyoğlu’nun sokaklarında öğrendim. O zaman Beyoğlu, şimdiki Eskişehir gibi bir yerdi. Kültür ve sanatın kendini çok hissettirdiği bir yerdi. İstiklal caddesinin bir ucundan diğer ucuna yürüdüğün zaman sanat eğitimi almış gibi olurdun.

O zamanlar Kaktüs kahvesinde İlhan Berk oturmuş şiir yazıyor. İşte burada Enis Batur Yapı Kredi Yayınlarında dünya klasiklerini çeviriyor. Kemancı Cafe de gencecik Şebnem ve Teoman birlikte şarkı söylüyorlar. Ferhan Şensoy, Ses Tiyatrosunda devamlı hadise yaratıyor. Mehmet Güreli ise Robinson Crusoe Kitapçısının üst katında atölyesi var resim yapıyor. Emek sinemasında festivaller yapılıyor. Bende oranın bir ürünüyüm. Şansıma Galatasaray lisesinin çok kötü bir dönemiydi. Çünkü 12 Eylül sonrasıydı. Okulun bize verebileceği çok bir şey yoktu fakat Galatasaray Lisesi sayesinde İstiklal Caddesiyle tanıştım. Ben okulda daimi parasız olarak kalıyorum aynı zamanda gerçekten parasızdım. Dolayısıyla vakit geçirmek için Beyoğlu’na gidiyordum. Okulun müzik atölyesinin anahtarını abilerden alıp orada da vakit geçirip gitar çalmaya çalışıyordum. İlk bas gitar çalmasını orada öğrendim. Orada piyano vardı. Farklı müzik aletleri de vardı. Orası benim için cennet gibiydi.


Yazarlık hayatıma ise Hürriyet Altın Öykü Fon yarışması için Ataol Behramoğlu’nun “Bu aşk burada biter” şiirini yeni bestelemiştim. Bu şiir okul dergisinde yayınlandı. Bende orada gördüm. Şiir uyaklı olduğundan bestelenmeye uygun olduğunu düşündüm. Fakat yayınlamadan önce izin almak gerekiyormuş. Sonra bende Ataol Behramoğlu’nun numarasını buldum. Aradım Behramoğlu’na dedim ki ben amatör bir müzisyenim ben sizin bir şiirinizi besteledim, bu şiiri bestelenmiş şekilde yayınlamak istiyoruz Ataol Behramoğlu da “Tamam fakat beğenmezsem izin vermem.” dedi. Adresini alıp yanına ziyarete gittim. Ataol Behramoğlu’nun evinde duvarlarının her tarafı enstrümanlarla doluydu. Ataol abi bize çok nazik davrandı. O zamanlar 40’lı yaslardaydı. Şarkıyı birkaç kez dinledik. Ataol abi beğendiğini fakat çok hareketli olduğunu belirterek eleştirdi. “Ben bu şarkıyı bu kadar hareketli hayal etmemiştim.” dedi. Bende Ataol abiye “Bu şarkının sizin sandığınız kadar hüzünlü değil” dedim. Bu aşk burada biter ve ben çekip giderim, yüreğimde bir çocuk cebimde bir revolver, bu aşk burada biter sevgilim, ben çekip giderim bir nehir akar gider. “Diyalektik felsefeyi anlatıyorsunuz hocam” dedim. Bir şey bitiyor fakat yeni bir şey başlıyor. “Cebinde silahı, yüreğinde çocukluğuyla birlikte atına binmiş yeni aşklara koşan birini anlatıyorsun” dedim. Ondan sonra bir sessizlik oldu. Ataol “Öyle de düşünülebilir aslında “ dedi. Sonrasında “Tamam böyle olsun” dedi. Şimdi olsa böyle konuşamam cesaret edemem.  Ataol abi benim manevi babam gibidir. O zamanlar 18-19 yaşlarındaydım. O dönemlerde 10 yıl kadar müziğe ara verdim. Bu arada Haluk Levent bu bestenin çok ekmeğini yedi. Sonra müziğe tekrar başlayınca besteyi geri aldım.


İnsanların beni yazar zannettikleri bir dönem oldu. O zamanlar müziğe küstüğüm zamanlardı ve kendi çapımda yazılar yazıyordum. O dönemlerde Mimar Sinan Üniversitesi Sinema Televizyon Bölümündeydim. Üstüne sevgilimde terk etti. Rahmetli babamda edebiyat seven bir insandı. Bana dedi ki “Sen de bir şeyler yaz.” Ben de kendime dedim ki “Bir hikâye yazayım Eskişehir’de geçen.” Hikâye uzadı biraz romancık oldu.

Şiire ve müziğe aynı yaşlarda başladım. Müziğe en yakın sanatın şiir olduğunu düşünüyorum. Çünkü şiirin için de müzik, müziğin içinde şiir var. Ben kendimi gitar çalan şair çocuk olarak tanımlıyorum. Sinema okuluna gidiyordum ama benim sinemacı olmayacağımı herkes biliyordu. 20 yıl sonra da yine gitar çalan şair çocuk olarak tanındım. Babam edebiyat meraklısıydı. O aralar Ankara’da yaşıyorlardı. Ankara da meşhur Dost Kitabevi vardır. Babamla oraya giderdik. Kitaplara falan bakarken Bana Varlık Dergisini verdi. “Bak şiire falan heveslisin bu dergi Türkiye’nin yaşayan en büyük edebiyat dergisi al bunu oku.” dedi. Ben de trenle İstanbul’a dönerken dergiyi okumaya başladım. Birinci sayfasında rahmetli Enver Ercan Varlık Dergisinin yayın yönetmenliğine başladığı dönemmiş. Bir merhaba yazısı yazmış. Çok etkilenmiştim. Ben de dergiye şiirimi gönderdim. Yaz tatilinde kırmızı mühürlü üstü logolu bir zarf geldi elime. Açtım Enver abiden şiirleriniz belli bir düzeyde başka şiirleriniz de varsa gelin görüşelim demiş. Korktum çünkü başka şiirlerim yoktu. O zaman elimde 5 tane şiirim vardı. 6 ay korkudan gidemedim. Sonra oturdum şiir yazdım. 6 ay sonra 15 tane şiir toparladım. Varlık dergisinin ofisine gittim. O zamanlar Enver abi 33 yaşındaymış çok genç yaşta Varlık Dergisinin yayın yönetmeni olmuş. O an Enver abi bana Zeus gibi göründü. Orhan abide büyük ihtimalle o yaşlardaydı. Sene 1991 bana şairlik kapısı açıldı. Ataol Behramoğlu şiiriyle de müzisyenlik kapısını bana açmıştı.


İlk şiir kitabım “Aya Bakanlar” aldığım ödül sayesinde yazdım. Yazdığım bütün şiirler yayınlandı. Müziğe bu dönem küstüm fakat şiire hiçbir zaman küsmedim. Bir dönem Bulgaristan’a gittim orada 2 sene yaşadım. Sofya’nın yakınların da bir kasabada 2 sene yaşadım. İnzivaya çekildim diyebiliriz. Döndüğümde sadece müzik yapmak vardı kafamda. Arkadaşlarımla 90’lar Rock çalan Atlas grubunu kurduk. Albüm çok fazla satışı olmadı ama iyi eleştiriler aldık.


Bir gün Eskişehir’e gelmek için tren garına gittim. Hayatım zor bir zamanıydı boşanıyordum. Telefonum çaldı Murathan Mungan arıyordu. Mungan’la şahsen tanışmıyordum ama ben hayranıydım kendisinin. Mungan “Müslüm Gürses’e bir proje yapıyoruz katılmak ister misin tüm şairler söz yazacaklar” dedi. “Müslüm Baba’da bunları okuyacak, yorumlayacak” dedi. Sen de müzisyen ve şair olduğun için ilgini çekerse sen de yap dedi. Kendime dedim ki Murathan Mungan istiyorsa yapılacak bu iş. Murathan Mungan ile de böyle tanıştık. Özür dilerim şarkısını o zamanlar boşanmakta olduğum karım için yazmıştım. Daha sonrasında şarkının için de affet geçtiği için Murathan Mungan şarkının isminin affet olmasını istedi. Müslüm Baba’da “ Bu şarkı Affetmenin en yüce erdem olduğunu anlatıyor değil mi Tuna kardeşim” dedi.


Bizlere Müzisyenlik, şairlik ve yazarlık hayatını anlatan Tuna Kiremitçi yeni projelerinin olduğunu söyleyerek söyleşiyi bitirdi.


 
 
 

Yorumlar


bottom of page